Kıymet, Hakikat ve Sadakat Üzerine Tefekkür I; "Kurdu Çakala Boğdurmak"
Bilinir ki cevher, yere düşmekle kıymetten sakıt olmaz; zâtı itibariyle değerinden hiçbir şey kaybetmez. Ne var ki insanlar meselenin çoğu zaman yalnızca ontolojik boyutuna odaklanır. “Kişi değerliyse düşse de kalkar” denir. Oysa burada gözden kaçırılan esas nokta, kıymetin yalnızca sabit bir vasıf değil, aynı zamanda teklifî bir sorumluluk doğurduğudur. Zira hakikatin bilinmesi yetmez; ona karşı ahlâkî bir tavır alınması gerekir. Evet, insan hata eder; bu, beşeriyetin tabiî neticesidir. Ancak kelâm geleneğinde hata ile hüccetin terk edilmesi birbirinden ayrılır. Birincisi mazeret kapsamına girebilirken, ikincisi doğrudan sorumluluğu ağırlaştırır. Mesele yalnızca düşmek değil, düşenin kıymetinin bilinip bilinmemesidir. İçimizden bizi hakka davet eden bir topluluğun bulunması, sıradan bir sosyal olgu değil; ilâhî ikazın ve hüccetullahın ikamesinin tezahürüdür. Emr bi’l-ma‘rûf ve nehy ani’l-münker vazifesiyle ortaya çıkan bu insanlar, sadece nasihat eden bireyler değil; toplums...