Varlığın Mimârisi Üzerine: "Kayıp ve İdrak"
Genç bir balık, yaşlı bir balığa yaklaşır ve sorar: — Herkes "deniz"den bahsediyor. Ben de onu bulmak istiyorum. Fakat nereye gitsem denizi göremiyorum. Yaşlı balık tebessüm ederek cevap verir: — Evlat, aradığın şey zaten içinde bulunduğun şeydir. Sen denizi göremiyorsun; çünkü denizin içindesin. İnsan da çoğu zaman böyledir. İçinde yaşadığı varlığı göremez. Sürekli temas ettiği hakikat, zamanla fark edilmeyen bir zemine dönüşür. Ancak o zeminden mahrum kaldığında, daha önce sessizce kendisini kuşatan şeyin aslında hayatının en temel hakikati olduğunu idrak etmeye başlar. Zira bu yüzden kaybetmek, yokluğun değil; varlığın en güçlü şahitlerinden biridir. Kaybetmek, bir şeyin önceden varlığına bir delildir. Zira ancak mevcut olan bir şey kaybedilebilir. Daha önce mevcudiyet sahnesinde bulunan bir varlık, artık bizim için zevale konu olmuştur. Bu durum mutlak bir hiçlik değil, izâfî bir yokluğun (adem-i izâfî) tecrübe edilmesidir. Dahası, yokluğun nasıl konu edinileb...