İnsan, Tasavvur ve Teâlâ: Ksenophanes’ten Kelâma Tanrı Tasavvuru
Bir hikâye anlatılır: Uzak bir adada yaşayan atlar, tanrılarını dört nala koşan, yeleleri rüzgârda savrulan büyük bir at suretinde tasvir edermiş. Balıklar ise suyun derinliklerinde pullarla örtülü bir ilah tahayyül edermiş kendilerine. Bu hikâyeyi ilk anlatanın Ksenophanes olduğu söylenir. O, insanın tanrıyı kendi suretinde kurduğunu fark etmişti. Etiyopyalıların siyah, Trakyalıların ise mavi gözlü tanrıları vardı; çünkü insan biraz da kendi gölgesine tapardı. Fakat asıl mesele burada başlamıyordu. İnsan, tanrıyı ancak kendi bildiklerinden hareketle tanıyabilirdi. Çünkü tanımak dediğimiz şey, bilinenlerden bilinmeyene doğru gerçekleştirilen zihinsel bir yürüyüştü. İlk dönem totemlerinden bugünün karmaşık inanç sistemlerine kadar uzanan süreçte birçok dinler tarihi araştırmacısı, insanlığın kutsal tasavvurunu da bu doğrultuda şekillendirdiğini ileri sürmüştür. Bu nedenle insan zihninin somuttan soyuta doğru ilerlediğini savunan gelişimci din teorileri ortaya çıkmıştır. Gerç...