Bilgi-Amel İlişkisinde Sorumluluk!
“Bildiği hâlde yapmamak” meselesi, ahlâkî bir zaafın ötesinde, kelâmî açıdan ontolojik ve normatif bir kırılmaya işaret eder. Zira İslâm düşüncesinde bilgi (ilm), salt zihnî bir tasavvur değil; mükellefiyet doğuran bir idraktir. Bilginin hakikat değeri, onun amel ile tahakkuk etmesine bağlıdır. Bu sebeple “bilmek”, yalnızca bir şey hakkında tasavvur sahibi olmak değil; o bilginin gerektirdiği istikameti benimsemek ve tatbik etmektir. Zamanın kendisi doğru ile eğri arasında hüküm vermez. Doğru (hak) ile bâtıl arasındaki temyiz, beşerî tecrübenin akışına değil, ilâhî vaz‘a dayanır. Kelâm geleneğinde değerlerin kaynağı ya ilâhî hitap (emir–nehiy) ya da o hitabın aklen idrak edilebilir hikmetidir. Dolayısıyla insan, doğru veya eğri oluşunu tarihsel süreçlere yahut çoğunluk kanaatine göre değil; ilâhî ölçüye (mîzân) göre tayin eder. Bu mîzân, yalnız normatif bir düzen değil, aynı zamanda ontolojik bir nizama tekabül eder. Bu noktada bilgi–amel irtibatı zarurî hâle gelir. Zira bilgi, sor...