Kendi İçine İnmek!
Bilmek, ancak “kendini bilmek” ile kayıtlıdır. Zira insan kendisini bilmezse, hakikatte hiçbir şeyi bilemez. Bilmek, “ne” olanı “ben” ile ilmiklemektir. Nesne, özneyle temas ettiği ölçüde anlam kazanır. Bu nedenle kişi, o “ben”i inşa etmeden “ne-olan”ı hakkıyla kavrayamaz. Çünkü “ne-olan”, ancak “ben”deki karşılığı nispetinde yankı bulur. Bu itibarla “ben” kıymetlidir. Nitekim tasavvuf geleneğinde de ifade edildiği üzere: “Kendini bilen Rabbini bilir.” Peki, kendi içine inmek ne anlama gelir? Bu mülâhazalar eşliğinde denilebilir ki insan, kendi içine inmeli; belki İmam Gazâlî gibi. O, sahip olduğu bilgilerin ardından kendisini ciddi bir soruşturmaya tâbi tutmuş, her bir malumatını içsel bir mihenge vurmuştur. Hakikate ulaşma yolunda epistemik bir arınma yaşamıştır. İşte söz konusu karikatürde benim gördüğüm de budur: İnsan, kendi derinliğine doğru cesur bir yolculuğa çıkmalıdır. O kuyuya inmeli; inmeli ki kıvamı yakalasın. Bir başka ifadeyle, Yunus Emre’nin dediği gibi: ...