Kayıtlar

Mart, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

"Aklın İtibarı: Dinî Düşüncede Aklın Meşruiyeti Üzerine Bir İnceleme”

Resim
Kişi, insan olduğunun farkına nasıl varır? Onu diğer canlılardan ayıran temel özellik nedir? Bu tür sorulara verilen en yaygın cevap, insan olmanın zorunlu şartı olarak kabul edilen akıldır. Akıl, çağlar boyunca hem dinî hem de müspet ilimler çerçevesinde üzerine en çok düşünülen yetilerden biri olmuştur. Nitekim bu iki alanın sunduğu veriler birlikte değerlendirildiğinde görülür ki akıl, insanlık muktezası olarak merkezi bir konuma sahiptir. Beşerin insaniyet kesbetmesinde en mühim âmillerden biri olarak telakki edilmiştir. Nitekim insanın mükellef bir varlık olarak kabul edilebilmesi, onun nazar ve istidlâl kudretine sahip olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Akıl, bu bağlamda yalnızca bilmenin değil, doğruyu yanlıştan; iyiyi kötüden ayırt etmenin de imkânını sağlayan temel ilkedir. Dolayısıyla aklın devre dışı bırakıldığı bir tasavvurda ne ahlâkî sorumluluktan ne de dinî tekliften söz etmek mümkündür. Tarih boyunca akıl üzerine farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Kimi çevreler nezdi...

Beşeriyetten İnsaniyete: Teklifin İnşa Ettiği Yol!

Resim
  “Bir kimse bir adamın kabrinin yanından geçerken: ‘Keşke onun yerinde yatan ben olsaydım!’ deyinceye kadar kıyamet kopmaz.” (Buhârî, Tecrîd-i Sarîh, 2123) Teklife tâlip olmak, insanın anlam boyutlu bir hayat yaşayabilmesinin en temel gayesidir. Zira insan, kelâm ilminde ifade edildiği üzere, mükellef bir varlık olarak yaratılmıştır. Onun varlık sahnesine çıkışı tesadüfî değil; bilakis teklif, imtihan ve mesuliyet üçgeninde şekillenen ilâhî bir hikmete mebnidir. Bu sebeple insan, ancak kendisine yöneltilen ilâhî hitaba cevap verdiği ölçüde hakiki mahiyetini idrak edebilir. İnsan, bu gayenin sevkiyle rüçhaniyet kesb eder; en aşağı mertebelerden en şerefli makamlara doğru kanat açarak yükselir. Nitekim teklif, insana yalnızca bir sorumluluk yüklemez; aynı zamanda onun kemale doğru seyrinin de imkânını hazırlar. Bu sebeple mükellefiyet, insan için bir ağırlık değil; bilakis onun ontolojik yükselişinin kapısını aralayan bir lütuftur. Tıpkı üveykler gibi, binbir kanatla ötelere doğ...

Hakka Kötürüm Olmak II; "Sıdk ve Kizb Arasında Kaybolan Hakikat"

Resim
  “İnsanları kandırmak, onları kandırıldıklarına inandırmaktan çok daha kolaydır.” — Mark Twain Gerçek, ne olursa olsun, aslı üzere ifade edilmediğinde artık hakikat olmaktan çıkar ve yalana inkılâp eder. Nitekim İslâm düşüncesinde kizb kavramı, sözün vakıaya mutabık olmamasını ifade eder. Bunun mukabili olan sıdk ise sözün hakikate uygunluğunu ve gerçeğin olduğu hâliyle dile getirilmesini ifade eder. Dilimizde doğruluk olarak karşılık bulan bu kavram, yalnızca bir ahlâk ilkesi değil, aynı zamanda ontolojik bir duruşun adıdır. Mukaddes kitabımız Kur’ân’da doğruluk kavramının sıkça zikredilmesi bu sebepledir. Birçok yerde geçen “eğer sadık iseniz” hitabı, insanın söz ile hakikat arasındaki bağını test eden bir ölçü gibidir. Zira sıdk yalnızca dilin doğruluğu değildir; niyetin, bilginin ve fiilin de hakikatle uyum içinde olmasını gerektirir. Bu bakımdan doğruluk, insanın iç dünyası ile dış dünyası arasındaki ahengin adıdır. İslâm düşüncesinde insanın yeryüzündeki konumu hi...