Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî de Rü’yetullah
Öz
İslam
kelâmının üç sacayağından biri olan semʻiyyât başlığı ve onun altında yer alan âhiret
bahislerinin en önemli tartışma konularından birisi Allah’ın görülmesi
konusudur. İslam düşünce geleneğinde kendisine tevdi edilen şekliyle
“Rü’yetullah” adını alan mefhum mütekellimler tarafından mevzuuyla ilgili âyet
ve hadisleri kendi mezhep ve anlayışları doğrultusunda yorumlamışlardır. Konu
salt Allah’ın görülmesi mevzusu olmayıp arka plan da Müşebbihe ve Mücessime
gibi bazı mezhep görüşlerinin cerh edilmesi ve Allah’ın sıfatlarının tespit ve
tahlil edilmesi vardır. Bunun neticesinde kimi fırkalar rü’yetullah’ı mümkün
görmüşken kimisi de ona imkânsızdır demiştir. Bu yorumlar genel çerçevede dünyada,
rüyada ve âhirette yani görülme hâdisesinin nerede yaşanıp yaşanmayacağı ve bu
durumun keyfiyeti üzerinden tartışılmıştır. İşte bizlerde makalemiz boyuncaişbu
konuyu Ehl-i Sünnetten Eşʻarîyye mezhebinin kurucu âlimi olan İmam Ebü’l-Hasan El-Eşʻarî’nin
günümüze ulaşan ve mezhebin temel kaynaklarından olan iki eseri üzerinden
görüşlerini inceleyerek ve serdedeceğiz. Eserlerinde ilgili konuyu içerik
olarak nasıl ele aldığını ve mevzuya bakış açısını irdeleyerek nihayetinde görüşlerini
özet halinde vereceğiz.
Anahtar
Kelimeler: Kelâm, Rü’yetullah, Eşʻarîyye,Eşʻarî, el-Lüma,
el-İbâne, Nazar
Abstract
One
of the three main pillars of Islamic Theology (Kalām) is samʻiyyāt, and one of
the most significant topics under this category is the issue of the vision of
Allah in the hereafter. In the Islamic intellectual tradition, this concept,
known as Ru’yatullah, has been interpreted by theologians (mutakallimūn) in
accordance with their sectarian views and understandings of related Qur'anic
verses and prophetic traditions (hadith). The discussion is not solely about
the possibility of seeing Allah but also involves the refutation of certain
sects like the Mushabbihah and Mujassimah, as well as the identification and
analysis of Allah's attributes.As a result, some groups considered Ru’yatullah
possible, while others deemed it impossible. These interpretations generally
revolved around debates about whether the vision of Allah could occur in this
world, in dreams, or in the hereafter, as well as the manner in which such a
vision might take place.In our article, we aim to examine this topic through
the perspective of Imām Abū al-Ḥasan al-Ashʿarī, the founder of the Ashʿarī
school within Ahl al-Sunnah. We will analyze his views based on two
foundational works of the Ashʿarī tradition that have survived to the present
day. By exploring how he addresses this subject in these works and his approach
to the issue, we will ultimately summarize his stance on Ru’yatullah.
Keywords:
Kalâm, Rü’yetullah (Vision of Allah), Ashʿarism, Ash‘ari, al-Luma,
al-Ibana, Contemplation
Giriş
Rü’yetullah
başta İslam dinin olmak üzere temelde Kelâm ilminin üzerinde tartıştığı
konulardan birisidir. Mütekellimler konuyu Kur’an ve Hadislerden getirdikleri
delillerle kendi görüleri üzerinden yorumlamışlardır. Buna göre her mezhep
kendi hizbinin odağındaki ilkeleri göz önüne alarak konuyu ele almış ve görüş
beyan etmiştir. Klasik dönem Kelâm ilminin âlimlerinden ve Ehl-i Sünnet
akidesinin iki mezhebinden birisinin kurucusu olan Yemenli Eşʻar kabilesinden
Basra doğumlu Ebü’l-Hasan el-Eşʻarîde konuyu kendi döneminin birikimleri ile
açıklamaya çalışmıştır. Bizler günümüze ulaşan beş eserinden yalnız ikisinde
konumuza değinen alimin görüşlerini bu çerçevede sizlere sunmaya çalıştık. Genel
akademik literatür içerisinde yalnızca konuya hasredilmiş bir makale olmamakla
beraber bazı aşağıda atıf olarak verdiğimiz bazı makale ve kitaplarda konuyu ya
bir başlık ya da alt bölüm halinde işlenmiştir. Bu eksiklikten dolayı bizlerde
konuyu bir makale boyutunda işlemek istedik. Bu ölçüde makalemizin sınırları
içerisinde kalmak şartıyla ilk olarak İmam Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî’nin hayatını
serdettik. Zira onun hayatı bilinmeden eserleri ve dolayısıyla görüşleri üzerinden
yapılacak okumalar eksik kalacaktır kanaatindeyiz. Bundan mütevellit olarak onu
hayatı ve ilmi kişiliği hakkında konuyu sekteye uğratmadan yer vermeye gayret ettik.
Akabinde kendisinin Kelâmî görüşlerini yedi başlık halindeki ilahiyat, insanın
fiilleri, ahlak, nübüvvet, âhiret, iman ve imamet olarak özet halinde tadat etmeyi
tercih ettik. Devamında günümüze ulaşan eserlerininher birini müstakil olarak zikrettik.
Burada özellikle makalemizi üzerinden işleyeceğimiz “el-Lümaʻ fi’r-red ʻalâ
ehli’z-zeyġ ve’l-bida” ve el-İbâne ʻan usûli’d-diyâne eserlerine geniş yer
ayırdık. Nitekim âlimin ilgili konuyla alakalı görüşlerine ancak bu ikisinde
rastlamaktayız. Eserlerini tanıttıktan sonra konunun odağında bulunan “rü’yet”
kavramını sözlük ve terim anlamı itibariyle ele aldık. Akabinde konuyla
ilişkili diğer kavramları yani “nazar”, “basar” ve likâ mefhumlarını
araştırmamıza ekledik. Kavramsal çerçeveyi de çizdikten sonra ilk olarak âlimin
el-İbâne isimli eserinde konuyu inceleyişini bahis konusu kıldık. Eserinde
mevzuu ele nasıl aldıysa o şekilde bizlerde makalemize özetleyerek ekledik.
Ardından İmamın irdeleyeceğimiz ikinci eserini el-Lümaʻ takip ettik. Burada
serdettiği görüşlerini makalemizin sınırları ölçüsü içerisinde kalmak şartıyla
özetledik. Her iki eserdeki yorumlarını da verdikten sonra sonuç bölümünde İmamın
düşüncelerini toplu halde değerlendirerek makalemizi tamamladık.
1. Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî’nin Hayatı ve ilmi kişiliği
Ehl-i
sünnet akaidinin nirengi noktası sayılacak iki âliminden birisi olan İmam Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî, günümüz Irak sınırları
içerinde bulunan Basra şehrinde 266/879 veya 270/883 gibi ihtilaflı tarihler verilse
de genel kabule göre 260/873 yılında dünyaya gelmiştir.[1] Hayatının uzun bir
müddetini bu şehirde geçiren âlim daha sonraları aynı ülke sınırları dahilinde
bulunan Bağdat şehrine yerleşmiş ve burada -doğum tarihinde olduğu gibi benzer
birtakım ihtilaflı tarihler bulunsa da- ekser kanaate göre 324/936 yılında
vefat ettiği kaydedilmiştir.[2] Tam adı Ebü’l-Hasan Alî b.
İsmâîl b. Ebî Bişr İshâk b. Sâlim el-Eşʻarîel-Basrî olarak serdedilen âlim
Ehl-i sünnet inancını savunması ve bu konuda bir çok eser ve tartışma yapması
hasebiyle kendisine İmâmu Ehl’s-Sünne, İmâmu’l-Mütekellimîn ve Reîsü’l-Cemâʻa
gibi isimler takılmıştır. Ayrıca Eşʻarî’nin cenazesinde kendisine verilen
“Nâsırüddin” lakabının ardından daha sonraları bu mahlas ile anılır olmuştur.[3]
Soyu
ve nesebi hakkında yapılan araştırmalar neticesinde Ebî Bişr ismi dikkat
çekmektedir. Buna göre yapılan araştırmalar sonucu kimi âlim nesep zincirinde
zikredilen Ebî Bişr künyesiyle ilgili bunun dedesi İshâk’a ait olduğunu kimi âlimse
babası İsmail’e ait olduğunu söylemiştir.[4] Buna karşın bazı eserlerde
işbu künyenin bizzat İmam Eşʻarî’ye ait olduğunu söylemişlerdir. Kendi adı Ali,
künyesi çocuğunun adından mülhemle Ebü’l-Hasan olan İmam, Yemen’de bulunan
Eş‘ar kabilesine mensubiyetiyle maruf sahâbî Ebû Mûsâ el-Eşʻarî’nin soyundan
geldiğinden dolayı Eşʻarînisbesiyle tanınmıştır.[5]
İmam
Eşʻarî’nin babası hakkında Şâfiî mezhebine bağlı sıkı bir Ehl-i hadis alimi
olduğu belirtilmiştir. Ayrıca dönemin meşhur olmuş Basralı hadis ve fıkıh âlimi
Zekeriyyâ es-Sâcî’ninde yakın arkadaşıdır.[6]Kendisi küçük yaşta iken
babasını kaybeden Eşʻarî, babasının vasiyeti üzere eğitiminde Zekeriyyâ
es-Sâcî’nin yanında yetişmeye devam etmiştir. Onun gözetiminde hadis ilminin
ilkelerini ve usulünü ders etmiştir. Çocukluk günlerinde aldığı bu eğitim
gençlik dönemlerine kadar dayanmaktadır. Gençlik döneminde İmam, annesinin Muʻtezile
ulemasından Ebû Ali el-Cübbâî ile evlenmesinin ardından hem Basra’nın fikri
karışıklığı hem babalığının ilgili mezhebin şehirde söz sahibi olması hem de
Mu’tezîlî düşüncenin metodolojisini beğenmesi sebebiyle onu bu mezhebin bir
mensubu kılmıştır. Bu esnada Ebû Ali el-Cübbâî’den Kelâm tahsil eden âlim bir
taraftan da bazı Sünni din bilginlerinden hadis ve fıkıh eğitimine devam etti.[7] Dirâyetli bir Mu’tezîlî
alim olanEşʻarî ilerleyen yıllarda akla aşırı derecede itimat etmesi, onu dinin
esasları için nirengi noktası kabul etmesi ve mezhebin birtakım
tutarsızlıklarının olması hasebiyle nasslarla çeliştiğini fark ederek Ehl-i
sünnet akaidine hicri 300 (913) yılı civarında bir cuma günü Basra Camii’nde Muʻtezile’den
ayrılıp Ehl-i sünnet’e intisap ettiğini bildirmiştir.[8] Hayatının üçüncü safhasına
denk gelen bu dönemde âlim artık kemal-i dikkatle daha açık ve seçik ifadelerle
nassların haricinde kalan rivâyetlerden beri daha itidalli bir din anlayışı
inşa etmeye başlamıştır. Muʻtezile’nin cedelci tartışma metodu ile Ehl-i
hadisin görüşlerinin bir mezci sayılabilinecek yeni bir tavır geliştiren âlim,
kendisinden sonra geleceklere de yeni tartışma yöntemleri ve yolları
bırakmıştır.[9]
Kendisinin bu dönüşümü eserlerde tartışma konusu olmuştur. Bazılarına göre
dedesinden kendine miras kalan küçük bir bahçeyi Basra kadısının İmamın Sünni
olmaması nedeniyle vermediği bazılarına göre Ramazan ayında Hz. Muhammed’i
rüyasında gördüğü ve ondan Sünni itikadı kabul etmesi üzere uyarı alması mezhepten
ayrılması adına tadat edilmiştir. Tüm bu görüşlerin rağmına onun bu ayrılığı
seçme sebebi olarak Allah’a zorunluluk izafe eden “vücûb alellah” Mu’tezîlî düşüncenin
yanlışlığının ayırdına varması vebabalığı aynı zamanda hocası olanEbû Ali el-Cübbâî
ile, işbu konuyla ilgili üç kardeş “ihve-i selâse” meselesi dâhilinde yaptığı tartışmaların
neticesi onu tatmin edecek cevaplar alamaması belirtilmiştir. İmam bu değişimi
için Muʻtezile de olduğu yılları gaflet ve hata olarak değerlendirmiş ve
ayrılışını eski cübbesinden sıyrıldığı gibi bıraktığını söylemiştir.[10] Eşʻarî’nin vefatı
hakkında da farklı görüşler bulunmaktadır. Bu rivâyetlerin birisi de Kâdı
Abdülcebbâr’ın iddiasıdır. Kâdı, Eşʻarî’nin Muʻtezile’den Ebü’l-Kâsım b.
Sehlûye ile gerçekleştirdiği tartışmada mağlup olmasının verdiği elemle
hastalandığını ve bir süre sonra vefat ettiğini belirtmiştir. Hatta bu olaydan
sonra Ebü’l-Kâsım için “Kâtilü’l-el-Eşʻarî” lakabının verildiğini söylemiştir.
Bir başka rivâyete göre âlim 324/936 yılında henüz altmışlı yaşlarında iken
hummalı bir hastalığa yakalanmış ve evinde bir süre sonra vefat etmiştir. Kabri
hakkında Babü’l-Basra ile Kerh arasında bir mevkii de şehrin güneyinde Dicle
ırmağı doğrultusunda bir camiinin avlusuna defnedildiği rivâyet edilmiştir.
Fakat günümüzde kendisinin kabrinin yeri bilinmemektedir. Bunun sebebi olarak Âlûsî bazı aşırı
Hanbelîler tarafından mezarının tahrip edilme ihtimalinden dolayı türbesinin
sevenleri tarafından yıkılarak gizlenmeye çalışılması olarak bildirmiştir.[11]
Basra
da ailesinden miras kalan on yedi dirhemlik gelirli arazisinin olduğunu
bildiğimiz alim, hayatı boyunca zahidâne bir yaşam sürmüştür. Oldukça samimi
bir dindar olan İmam, zekâsı ile de bulunduğu çevrede temayüz etmiştir. Cedelci
tarafıyla tartışmalarda üstünlük sağlayan âlimin ameli mezhebi hakkında
tartışma vardır. Diğer Mu’tezîlî âlimler gibi kendisinin de Hanefi olduğu
kuvvetle muhtemeldir. Fakat Mâlikî ya da daha yaygın kanaate göre Şâfiî olduğu
hususunda da nakiller vardır.[12]
1.2.
Ebü’l-Hasan El-Eşʻarî’nin Kelâmî Görüşleri:
1.2.1.
Bilgi
İmama
göre bilgi Allah ve insana aidiyeti bakımından evvelemirde hâdis ve kadîm
olarak ikiye ayrılmaktadır. Akabinde o insana bahşedilen bilgiyi de zaruri ve
iktisabî olmak üzere ayırmıştır.[13] Duyu, tevatür haber gibi
kişinin herhangi bir çabası olmaksızın elde edilen bilgiye zaruri, istidlal ve
nazar gibi tefekkür[14] neticesinde oluşan
bilgiye de iktisabî bilgi demektedir.[15] Âlim insanın bilgi
edinmesini mümkün görmekte ve bilgi edinme yolu olarak da duyular, haber ve
aklı serdetmektedir.[16]
1.2.2.
İlahiyat
Eşʻarî’ye
göre Allah’ı bilmek akılla mümkündür. Ona göre bu bilgi zaruri değil ancak
iktisabî bir bilgidir. Çünkü eğer iktisabî değil de zaruri olsaydı iman etmek
tercih konusu olmaz herkes mecburen inanmış olurdu. Zatından ezeli sıfatları
olduğu görüşünü belirten alime göre zatında var olan kelâm-ı nefsî kadîm iken
bu kelâmı ifade eden lafızlar hâdistir. Yine alime göre Allah’ın bilgisi
değişmemektedir. İmam Allah’ın zat ve fiilleri arasında bir ayrıma gitmiştir.
Ona göre Allah’ın zatını niteleyen sıfatlarının yokluğu mümkün değilken
fiillerinin yokluğu düşünülebilir.[17]
1.2.3.
İnsanın Fiilleri
Fiillerin
hâlıkı ve muhdisinin yalnızca Allah olduğunu söyleyen İmama göreO’ndan başka
failinde olmadığını belirtmiştir. Âlim kesb teorisini öne sürmüş ve bu görüşe
göre kesbi, hâdis bir kudretle meydana gelen olarak açıklamış ve kesb ile
yaratmanın birbirinden farklı şeyler olduğunu anlatmıştır.[18]
1.2.4.
Ahlak
Eşʻarî’ye
göre nesneler kendi zatları itibariyle iyi ya da kötü değiller hakkında vahiy
geldiği müddetçe bir şeyin iyi ya da kötü olduğunu bilebiliriz. Buna göre iyi
Allah’ın kullarına emrettiği şeylerken kötü yasakladığı şeylerdir.[19]
1.2.5.
Nübüvvet
Öncelikle
Eşʻarî, Allah’ın peygamber göndermesinin herhangi bir sebebe bağlanmadığını
yani onun mahza rahmetinden kullarına kendi içlerinden birisini seçip peygamber
gönderdiğini bildirmiştir. Akabinde kendisi nebi ve resul kelimelerinin
birbirinden farklı anlamlara geldiğini belirtmiştir. Buna göre resul tebliğ ile
mükellefken nebinin böyle bir mükellefiyeti yoktur. Nitekim bu düşüncesi
perspektifinden o kadınlardan nebi olabileceğini iddia etmiştir. Bu görüşlerine
bir de peygamber olmadan önce büyük günahlardan beri iken bi’setten sonra tüm
günahlardan ırak olduklarını söylemiştir.[20]
1.2.6.
Âhiret
Âlim
konu ile ilgili tüm görüşlerini nasslardan oluşturmaktadır. Ona göre kabir
azabı haktır. Bu hususta belirtilen diğer detayların da aynı şekilde hak
olduğunu belirtmektedir. Bunlara örnek olarak münker ve nekir meleklerinin
insanı sorguya çekmesi, sırat köprüsü ve şefaat haktır.[21]
1.2.7.
İman
İmama
göre iman Hz. Muhammed’in hak peygamber olduğuna inanmaktır. Ona göre inanmak
tasdikten ibarettir. Dil ile ikrar imana dâhil değildir.[22]
1.2.8.
İmamet
Âlim
bu konuda ehlü’l-hal ve’l-akd tarafından seçilecek bir halifenin görev
yapabileceğini, Şia’nın iddia ettiği gibi nassla seçilmiş bir halifenin
olmadığını belirtmiştir. Bu başlık hakkında eser yazması âlimin dönemin
problemlerine karşı ilgili olduğunu göstermesi açısından önemli bir detaydır.[23]
1.3. Ebü’l-Hasan El-Eşʻarî’nin Eserleri:
Günümüze
yalnız beş eseri ulaşan âlimin kimilerine göre yüz kimilerine göre üç yüze
yakın eseri vardır. Başlıca Kelâm, cedel, fıkıh ve tefsir mevzuunda eser kaleme
alan müellif, Şia’ya ve Muʻtezile’ye reddiyeler yazmış, Mecusi, Yahudi, Hıristiyan
ve felsefî akımlara ait fırkaları eleştiren eserler telif etmiştir.
1.3.1. Makâlâtü’l-İslâmiyyîn
Eşʻarî’ye
aidiyetinde ittifak edilen eserin tam adı Maḳalâtü’l-İslâmiyyîn ve’htilâfü’l-muṣallîn
olarak kayda geçmiştir. Kitap isminin tercümesi olarak “Müslümanların fikirleri
ve namaz kılanların ihtilafları” çevirisi yapılabilir. İmamın ilgili eseri ne
zaman yazdığı hususunda bir tartışma vardır. Bazı alimlere göre alim eseri
Mu’tezîlî iken kaleme almış bazılarına göreyse Muʻtezile’den ayrıldıktan sonra.
Genel kanaate göre içeriğindeki birtakım özellikleri itibariyle Muʻtezile
mezhebinden ayıldıktan sonra yazdığı görüşü yönündedir. Bu özellikler olarak
eserde ehl-i hak muhalifi olarak karşısına Muʻtezile mezhebini alması ve ehl-i
hak görüşlerini daha muteber tutması, Muʻtezîlî düşünceyi ve Kelâmcıları
eleştirmesi akabinde hocası ve babalığı Ebû Ali el-Cübbâî ile arasında geçen
bir tartışmadan bahsetmesi delil olarak serdedilmiştir.[24]
Temel
de iki ana bölümden oluşan eserin ilk kısmını Hz. peygamberin vefatından
tutarak hilafet konularına değinir ve Kelâm ilminin ana konuları ile bu bölümü
tamamlar. İkinci kısımda ise âlemin yaratılışı hakkında cevher, araz gibi
terimler aracılığıyla konuya giriş yapar ardından fiil ve sıfat konusu ve
devamında Şia’ya da değinerek eserini noktalar.[25] Eserinin en önemli
noktalarında birisi âlimin nakille temellendirdiği konulara celîlü’l-kelâm,
akılla istidlalde bulunduğu mevzularaysa dakîku’l-kelâm diyerek ikili bir
taksime gitmesidir. Nitekim eser içerisindeki düzen de bu ayrım üzerinden
yapılmıştır.
Eserin
yazma nüshası için Süleymaniye YEK, Ayasofya, Nr. 2363, 2366 bölümüne
bakılabilir.
1.3.2. El-İbâne
Dinin
ilkelerinin açıklanması anlamına gelen “el-ibâne ʻan usûli’d-diyâne”tam adıyla
eser, İmam Eşʻarî’nin en meşhur kitabıdır. Türkçeye de tercüme edilen eserin Eşʻarî’ye
aidiyeti hakkında bazı tartışmalar yapılsa da bu görüşlerin çoğu diğer eserleri
ile kıyaslandığında ve âlimin görüşleri dikkate alındığında doğru olmadığı,
eserin İmama ait olduğu görülecektir. Kimi araştırmacılara göre eser Ehl-i
Sünnet akaidinin açıklanması adına yazılan ilk kitap türü olduğunu söylemiştir.
Giriş kısmı ve onun akabinde iki bölümden oluşan mukaddime ve her birinin
kendine ait alt başlıklarıyla on dört baptan oluşan eser, İmamın ilk mezhep
değiştirdiği devreye tekabül etmektedir. Eserin düzenli bir iç sistemi yoktur. Diğer
eserlerine nazaran daha çok selefi temayül görülmektedir. Buna örnek olarak
mukaddime bölümünde İmamın Muʻtezile ve benzeri mezhepleri eleştirdiği ve selef
alimlerinin de görüşlerini tasvip eder bir vaziyette belirttiği görülür. Eserin
ana bapları rü’yetullah ve Halku’l-Kur’ân’la başlayıp zat-sıfat ilişkisi ve
ardından kabir ahvali ile devam etmektedir. Son olarak İmamet tartışmaları ile
eserini tamama erdirmiştir.[26]
1.3.3.
El-Lüma‘
İlgili
kitabı başka adlarla zikredenler olmuşsa da camiada meşhur olan adıyla eser el-Lümaʻ
fi’r-red ʻalâ ehli’z-zeyġ ve’l-bida’dır ismiyle ünlenmiştir. Türkçeye “doğru
yoldan ayrılanlar ve bidat ehlinin eleştirilmesi konusundaki işaretler”şeklinde
tercüme etmek mümkündür. Günümüzde iki yazma nüshası bulunan eserin birisi ve
daha eski olanı Beyrut Amerikan Üniversitesi Kütüphanesi’nde iken diğeri
British Museum’dadır.
İşbu
eseri Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî’nin ne zaman kaleme aldığı konusunda âlimlerin
ittifak etmiştir. Araştırmacıların çoğuna göre mezhebin el-İbâne yerine el-Lümaʻ
üzerinden inşa edilmesi bu hususa en büyük delildir.
Bir
mukaddime ve on bölümden oluşan eserin başında alim, bazı konuları açıklamak ve
batıl görüşleri reddetmek için muhtasar bir eser kaleme aldığını söylemiştir. Eserin
ilk dört bölümü ulûhiyet bahislerinden üç bölümü kader ve onu takiben iki bölüm
iman ve son bölümde İmamet konularına ayrılmıştır.[27]
El-Lüma
ʻEşʻarîyye de Mâtürîdiyye için Kitâbü’t-Tevḥîd’in önemine benzer bir yere hâkimdir.
1.3.4.
Risâletü’l-Ḥas̱ ʻale’l-Bahs
Hacim
itibariyle diğer eserlerine nazaran küçük olan bu risalesinde âlim Kelâm
ilminin ne olduğunu ve ona karşı yapılan eleştirenlere cevap vermektedir.[28] Söz konusu risalenin
İmama ait olup olmadığı tartışılmıştır. Nitekim bazı âlimlere göre el-İbâne’yi
kaleme alan alimin nasıl olurda bu eseri yazacağını belirtmişlerdir. Başka bir
noktadan risalenin yazıldığı dönemde Kelâm ilminin sübutunun tartışılmadığı
hatta böyle bir ifadenin dahi olmadığı söylenmiştir. İşte bu gerekçelerden
dolayı bazı araştırmacılar eserin âlime ait olmadığını beyan etmişlerdir. Diğer
taraftan kendisinden sonra yaşamış takipçilerinden İbn Asâkir’in eserin ona ait
olduğunu söylediğini bilmekteyiz. İbn Asâkir eseri “el-Ḥas̱ ʻale’l-Bahs” olarak
serdetmiştir. Başka kaynaklarda risale farklı bir isimle anılmaktadır. Buna
göre eserin ismi “Risâle fî İstahsâni’l-Havz fî İlmi’l-Kelâm” olarak geçmiştir.
Bu ifadeyi Türkçeye “Kelâm ilmiyle ilgilenmenin güzellikleri” şeklinde
çevirebiliriz. Risale hakkında bir diğer tartışma üstte verdiğimiz başka
kitaplarında olduğu gibi âlimin eseri ne zaman yazdığıdır. Eşʻarîgibi hayatında
dönemsel olarak farklı mezheplere mensubiyeti olan birisinin eserleri hakkında
gâyet tabii bir olan bu sorgulamaya alimlerin ekserisi Muʻtezile’den
ayrıldıktan sonra kendi konumunu sağlamlaştırmak için telif ettiği
söylenmektedir. Hatta konuyla ilgili olarak eseri Hanbelî âlimlere karşı
yazdığı da söylenmektedir. Dili olabildiğince sert ve retorik bir eser olan
risale Kelâm ilmi hakkında eğitici ve öğretici nitelikleri ile tam bir
şaheserdir. Eserin son bölümlerinde âlim Hanbelîlere karşı Kelâm ilmine
bakışlarından dolayı küskün olduğunu belirtmiştir.
1.3.5.
Risâle ilâ ehli’s̱-S̱eġr.
Ebü’l-Hasan
el-Eşʻarî’nin Hazar gölüyle Kafkas dağlarının buluştuğu noktada kurulmuş kaynaklarda
Derbend ya da Demirkapı anlamına gelen Bâbü’l-Ebvâb ismiyle anılmış kadim bir
liman şehir halkının talebi üzerine eseri kaleme aldığı kaydedilmiştir. Kaleme
aldığı eserinde alim selef inanç sisteminden mülhemle itikadi bir tablo ortaya
koymuştur.[29]
Eseri uzak bir diyara gönderdiği için İmam Kelâmcılığı ile değil daha çok akait
yönüyle risalede temayüz etmiştir.
Allah’ın
varlığı ve birliği hakkında yazdığı bir mukaddime ile esere giriş yapan âlim
ilk bölümde Hz. Peygamberin bi’setinde önce ve sonrasında insanların dini
yaşantılarında bahsetmektedir. Devam eden bölümde ise selef ulemasının üzerinde
ittifak ettiği akideyi tadat etmiştir.
2.
Kavramsal Çerçeve
2.1.
Rü’yet
Sözlükte
dünya ve âhirette yani her nerede olursa olsun, göz vasıtası ile görme, bir
şeyi hakkıyla idrak edebilme[30] ve algılama anlamlarına
gelmektedir. Bu manaları itibariyle kelime dolunayı görmekten öte onu bilmek
anlamına gelmektedir.[31]
Allah
lafzı ile oluşturduğu haliyle kavram bu dünyada ve âhirette Allah’ın görülmesi
olarak açıklanmıştır. İslam düşüncesinde Kelâm ilmi dâhilinde konu Allah’ın
dünyada ve âhirette gözle görülmesi üzerinden tartışılmıştır. İlk olarak Cehm
b. Safvan tarafından Allah’ın duyular ile algılanamaması üzerinden bir
istidlalle görülemeyeceğini söylemesiyle başlamıştır.[32]
Dünyada
Allah’ın görülmesi hakkında Müşebbihe, Kerrâmiyye ve bazı Ehl-i sünnet alimleri
görülebileceğini savunmuşlardır. Müşebbihe ve Kerrâmiyye Allah’ı zaman ve
zeminden münezzeh olarak görmediklerinden onlar doğrudan görüleceğini
söylemişlerdir. sufiler ise kişinin tekâmül ve süluku ile alakalı olarak
açıklamaya çalışmışlardır. Muʻtezile dünyada görmeyi doğrudan reddetmedir.
Fakat bazı Ehl-i sünnet âlimleri rü’yetullah konusuna caiz demişlerdir. Onların
bu konudaki fikirlerini destekledikleri en önemli delil Hz. Musa’nın Allah’
görmek istemesidir. Onlara göre bir peygamberin saçma ve olmayacak şey talep
etmesi düşünülemeyeceği için ilgili âyette Hz. Musa’nın da bu soruyu sorması
mümkün olduğunun kanıtıdır derler. Allah’ın âhirette görülmesine gelince Ehl-i
sünnet âlimlerinin ekserisi bunu aklen caiz, naklen vacip görmektedir.[33]
2.2.
Nazar
Lügatlerde
“bakmak, görmek” manalarını muhtevi gelen kelime Allah’ın görülmesi hususunda
özellikle el-Kıyâme sûresinin 22 ve 23. âyetleri üzerinden kendisine yer
edinmiştir. İlgili âyette geçen “nazar” kelimesi, Allah’a bir bakışı ifade
etmekte ve İmam Eşʻarî’ye göre Allah’ın âhirette inanalar tarafından apaçık
görüleceğine hüccet hükmündedir.[34]
Muʻtezile
işbu âyetteki "nazar" kelimesine itiraz ederek onun mecaz olarak
yorumlanmasını ve kavramın “Allah’tan rahmet beklemek” anlamına geldiğini
savunmuştur. Fakat Eşʻarîdil bilimsel bir analiz ve siyak ile sibak olarak
mefhumun görme manasına geldiğini belirtmiştir.[35]
2.3.
Basar
Konuyla
ilgili bir diğer kavram olan “basar” sözlüklerde “bakmak, görmek, görme yetisi
ve bir görüşe sahip olmak” anlamlarına gelmektedir.[36]Kur’an’da elli bir âyette
geçen kelime insanın görme erkini ifade etmiş ve Allah’ın âhirette inananlara
bu yeti sayesinde kendisini göstermesiyle ilişkilendirilir. İşbu kelimenin
tanımını yaptıktan sonra Tehânevî cümlelerini şöyle sürdürür; Eşʻarîyye âlimleri
Allah Teala’nın hem bu dünya da hemde öte dünyada görülebileceğini söylemişler
ve bu konuda icma etmişlerdir. Fakat
Allah’ın dünya da görülmesi bahsinde caizliğini tartışmışlardır. Buna karşın
onlar rü’yetin rüya da vuku bulması hakkında hem evet hem de hayır cevabını
vermişlerdir.[37]
Ardından hakikaten Allah’ın rü’yetinin vaki olmasında herhangi bir engelin
bulunmadığını belirtmiştir. Muʻtezile ise Allah’ın görme duyu erkine sahip bir
varlık tarafından rü’yetini imkânsız saymışlardır.[38]
2.4.
Likâ
Rü’yetullah’la
ilgili serdedeceğimiz son kavramımız likâ ise sözlüklerde “biri ile karşılaşma,
buluşma ve sohbet etme” gibi anlamalara gelmektedir. Özellikle Kehf sûresinin
110. âyeti üzerinde ele alınan kelime Allah ile cennet ehlinin âhirette
buluşması adına kullanılmıştır. Eşʻarîve Ehl-i Sünnet âlimlerinin ekserisi, bu
buluşmanın bir manada rü’yetullah’ı kapsadığını savunmuşlardır.[39]
Tüm
bu kavramlar neticesinde Rü’yetullah hususunda basar, inananların görme
eylemini; likâ, bu görünün Allah’la kavuşma buudunu; nazar ise rü’yetin
yönelişini ifadelendirir. Eşʻarî, bu mefhumları nassa dayandırarak Allah’ın âhirette
inanalar cihetinden görüleceğini savunmuş ve temel deliller arasında
serdetmiştir.
3. Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî’nin
eserlerinde Rü’yetullah
3.1. El-İbâne ʻan usûli’d-diyâne’de
Rü’yetullah
Müellif
eserinde konuya müstakil bir açmış ve görüşlerini soru-cevap ya da itiraz-cevap
formunda dile getirmiştir. Keza İmam Ebü’l-Hasan el-Eşʻarîeserinin henüz ilk
sayfalarında yer verdiği konuyu anlatmaya başlamıştır. O, rü’yetullah konusunu el-kıyâme
sûresinin yirmi iki ve yirmi üçüncü âyetleri üzerinden açmaktadır. İlgili âyeti
verdikten sonra âyette geçen “na-za-ra” fiilini diğer âyetlerdeki kullanılışına
göre dört başlık altında incelemiştir.[40] Bunlardan ilkini Allah’ın
ibret almayı kastettiği Ğaşiye sûresinin on yedinciâyeti üzerinde serdetmiştir.
İkinci olarak Yâsin sûresinin kırk dokuzuncuâyeti üzerinden gözetleme, bekleme
anlamının kastedildiği belirtilmiştir. Üçüncü olarak Âl-i İmrân sûresinin yetmiş
yedinci âyetinde geçtiği gibi şefkat manasına da hamledileceğini söylemiştir.
Son olarak ise bizatihi göz ile görmenin ifade edildiğini bildirmiştir.
Akabinde tüm bu verdiği âyet ve yorumları teker teker ele almıştır.
Bu
yorumlardan ilki hakkında Allah için “nazar” kelimesinin ibret almak anlamına
gelmeyeceğini çünkü eğer nazar kelimesi yüz ifadesi ile alınırsa o takdir de
gözle görmek manasını muhtevidir. Şâyet böyle bir kullanım yoksa yani yüz ile
beraber geçmezse ancak o zaman kelimenin kalp dolayısıyla ibret almasından
bahsedilebilir demiştir. İkinci yorum için cennet ehlinin beklemesi mümkün
olmadığını öne sürerek bu görüşünde doğru olmayacağını dikkatlere sunmuştur.
Üçüncü yoruma göre şefkat de olmaz. Zira kulun yaratana merhamette bulunması
düşünülemez. Bu muhal bir durumdur. Son olarak beyan ettiği yorumun en doğru
olduğunu söyleyen alim cümlelerine Muʻtezile’nin görüşünün batıl olduğunu
söyleyerek devam etmiştir. Konunun akabinde dilbilimsel analizlerle yorumları
daha da derinleştiren alim ilerleyen satırlarda ilgili başka bir âyet üzerinden
soru-cevap mantığı ile mevzuyu sürdürmektedir. el-En’âm sûresinin 103. âyeti
üzerinden yaptığı açıklamalara göre alim, Allah’ın gözle görülemeyecek bir
alemde olduğunu belirtmekte âhirette ise gözlerin müdrik olabileceğini beyan
etmiştir. Ayrıca bu ifade ile kafirlerin göremeyeceğinin kastedildiğini
söylemiş akabinde başka âyetlerin bu yorumunu desteklediğini de belirtmiştir.
Bir başka âyet üzerinden konuyu açılmaya devam eden İmam, bu sefer en-Nisâ sûresinin
153. Âyetinden iktibasla İsrailoğullarının Hz. Musa’dan Allah’ı ancak
gördükleri vakit inanacaklarını söylemeleri üzerine Allah’ın bu isteklerini
muhal görmemiş sadece büyük bir söz olarak değerlendirdiğini ifade etmiştir.
Ahmed b. Hanbel’den rivâyetle bir hadiste dolunayın görülmesi gibi görme
ifadelerini ele alan âlim burada bahsedilen görmeyi mutlak olarak gözle görme
olduğunu söylemiş ve hadisin sahihliğini de diğer başka hadislere nazaran daha
sağlam oluğunu bildirmiştir. Ardından konuya diğer hadisleri örnek vermek sûretiyle
devam eden âlim Mu’tezîlî düşünceyi de eleştirmiştir. [41]
Cümlelerine
devamen İmam Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî Muʻtezile’nin görüşlerini ele alır ve onu
eleştirir. el-En’âm sûresinin 103. âyetinde geçen gözlerin Allah’ı görmeyeceği âyetini
zahiren alan mezhebi eleştirir ve onların âyetteki görme hadisesini özel ve
genel manaları itibariyle yorumlayarak serdetmiştir. Buna göre Allah’ın tüm
gözleri idrak etmesi genel iken, gözlerin O’nu görememesi özel bir anlamdır. Âlim
konu hakkında Mu’tezîlî düşüncenin diğer veçhesini de şöyle ele alır. Onlara
göre gözlerin Allah’ı görmesi zamansaldır bu açıdan âyetin devamı da zamansal
olarak okunur ki o zaman Allah’ın gözleri ihata etmesi de zamana tabi olur
lakin bu mümkün değildir der.[42]
3.2.
El-Lümaʻ fi’r-red ʻalâ ehli’z-zeyġ ve’l-bida’da Rü’yetullah
El-İbâne
adlı kitabında konuya müstakil bir yer verdiği gibi aynı şekilde bu eserinde de
haklı bir başlık ayıran Eşʻarîbu eserinde de konuyu bir soru ile açmaktadır.
Kıyas açısından Allah’ı gözle görmenin caiz oluşunun neye binaen söylendiği
sorusunu sormuş ve hemen ardından cevaplandırmıştır. Cevaben önce Allah’a izafe
edilen sıfatlardan dem vuran âlim akabinde bir varlığın gözle görülmesini
söylemenin o varlığın hâdis yani yaratılmış olduğu anlamına gelmeyeceğini belirtmiştir.
Çünkü ona göre varlık görülür olmaklığını muhdes oluşuyla edinmemiştir. Şayet
vakıa böyle olsaydı tüm muhdeslerin görülür olmasını beklemek gerekirdi. Bu
anlayışı eleştiren âlim bir kimsenin bir şeyi görmesi ile onu yaratması
anlamına gelecek bu ifadelerin doğru olmayacağını belirtmiştir.
Bu
anlatısının ardından âlim bir itiraza yer vermiş ve cevabına geçmiştir.
Dokunma, tat alma ve işitme sıfatlarının Allah hakkında kullanılmayacağı
itirazına karşı Eşʻarî, söz konusu sıfatların bir idrak ve arazın yaratılması
olarak görülmesi gerektiğini belirtmiştir. Misal olarak işitme örneğini vermiş
ve ashabından/arkadaşlarının görüşlerinden dolayımla konunun tavzihine
çalışmıştır.[43]
Bu
yorumlarından sonra konuyla ilgili olarak el-Kıyâme 75/22-23, el-Ğâşiye 88/17
ve Âl-i İmrân 3/77 âyetlerini delil olarak tadat etmektedir. Burada el-İbâne
adlı eserinde açıkladığı gibi âyetleri dört başlığa bölmüş ve en doğru yorumu
beyan etmeye çalışmıştır. Buna göre âyetlerden çıkarılacak sahih görüş gözle
görmenin vaki olacağıdır. Nitekim ibret, şefkat ve beklemek manaları nazar
ifadesi için doğru bir yorum değildir. Bu yorumdan sonra alim başka bir âyette
geçtiği üzere zan kelimesi hakkında görme hadisesinin gözle değil de kalp ile
olabileceği sorusuna cevap vermektedir. Bu soruya İmam zan ibaresi ile kalbin
kastedildiği fakat başka âyetlerde yüz ifadesinin üzerinde durulduğunu
belirtmektedir.
Konuyu
diğer eserlerinden farklı olarak başka bir veçheye taşıyan İmam mevzu bahis
görmenin/rü’yet ne zaman vuku bulacağını sorgulamaktadır. Gözlerin O’nu
göremeyeceği hakkındaki el-En’âm sûresinin 103. âyetini ele almış ve buradaki
görememe olayının dünya için söz konusu olduğunu belirtmiştir. Hemen ardından
Rablerine bakarlar ifadesinin neden Allah’tan gelecek olan mükâfata bakarlar
olarak alınmayacağını serdetmektedir. Burada alim Allah’ın zatı ile O’nun
sevabının farklı şeyler olduğunu kesin bir delil olmaksızın âyetin manasını
hakiki değil de mecazi olarak tevil etmenin yanlış olacağını söylemiştir.
İlerleyen
sayfalarda âlim karşı tarafından ağzından başka bir soru ile konuyu açıklamaya
devam etmektedir. O’nu görememenin yalnızca dünyaya mahsus kılınmasının diğer
başka âyetler içinde düşünülemeyeceğini söyleyenlere karşı, hayır çünkü ilgili âyetler
de Allah’ın zat ve sıfatları ile ilgili duruma göre bu yorumun geliştirildiğini
söylemiştir.
Son
olarak âlim görülen şeyin bir cisim olmasının gerekmediğini açıklayarak konuyu
tamama erdirmiştir.
Sonuç
İslam
düşünce tarihi içerisinde önemli yeri bulunan, Ehl-i Sünnet akaidinin iki
kolundan birisi olan Eşʻarîyye mezhebinin kurucusu İmam
Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî Kelâmî görüşleri ile temayüz etmiş arkasından nice
isimlerin takip ettiği bir kişi olmuştur. Onun itikadi kanaatleri ve görüşleri
bulunduğu coğrafyanın da ötesine geçmiştir. Eserlerinin sayısı üç yüz kadar
varan âlimin günümüze ulaşan beş -altı olarak kabul edenlerde vardır- eseri
halen okutulmaya devam etmektedir. Bizlerde konumuz gereği odağımıza aldığımız
“rü’yetullah” meselesini İmamın kavrama yer verdiği el-İbâne
ʻan usûli’d-diyâneve el-Lümaʻ fi’r-red ʻalâ ehli’z-zeyġ ve’l-bida
adlı eserlerinde inceleme konusu kıldık. Her iki eserini birbirinden bağımsız
olarak yukarıda özetledik. Bunun neticesinde sonuç olarak şunları serdetmek
yerinde olacaktır.
Eserlerinde
müstakil olarak başlık ayırdığı konuyu kitaplarının her ikisinde de ilk
bahislerden birisi olarak yerleştiren âlim âyet ve hadisler ışığında istidlale
varacak düzeyde meseleyi ele almıştır. Buna göre rü’yetullah’ın hakikati
hakkında İmam Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî, Allah’ın özellikle
âhirette/cennette müminler tarafından görüleceğini belirtir. O bu görüşünü
Kur’an’dan getirdiği âyetlere ve hadislere dayandırmıştır. Eserlerinde yer
verdiği üzere en önemli delil olarak yetmiş beşinci sûre olan el-Kıyâme’nin
yirmi iki ve yirmi üçüncü âyetleri, altıncı sûre olan el-En’âm’ın yüz üçüncü âyeti
ve yedinci sûre olan el-A‘raf’ın yüz kırk üçüncü âyetlerini getirir.
Örnek
olarak “Oysa o gün bir kısım yüzler rablerine bakarak mutlulukla
parıldayacak;[44]”Eşʻarî bu âyete
müminlerin âhirette Allah’ı gözleriyle görecekleri bağlamında apaçık bir hüccet
olarak ifade etmiştir.
Bir
diğer misal “Mûsâ, tayin ettiğimiz vakitte (Tûr’a) gelip de rabbi onunla
konuştuğunda o, “Rabbim! Bana görün; sana bakayım” dedi. Rabbi, “Sen beni asla
göremezsin.[45]”
âyetidir. Bu âyet hakkında ise âlim Hz. Musa’nın Allah’ı görmek istemesi
üzerine O’nun görülmesinin imkân dâhilinde oluşuna delalet etmesini
belirtmiştir. Şayet bu imkânsız olsaydı Hz. Musa böyle bir istekte bulunmazdı.
Hadislerden
delillere gelince Peygamber Efendimiz (s.a.v.), birçok sahih hadiste Allah’ın ahretteki
rü’yetini bizlere bildirdiğini söylemiştir. Buna örnek olarak “Müminler,
kıyamet günü Allah’ı görürler, tıpkı dolunayı açık ve berrak bir gecede
gördükleri gibi.”[46] hadislerini sunmuştur.
Rü’yetullah’ın
mahiyetine gelince İmam Ebü’l-Hasan el-Eşʻarî, Allah’ın rü’yetinin mahiyetini/neliğini
tavzih ederken işbu vakıanın dünyadaki gibi görme yetisine benzeyen fizyolojik
ve biyolojik bir durum olmadığını vurgulamıştır. Ona göre Ehl-i Sünnet
akidesine mutabık olarak Allah, zaman ve zeminde münezzehtir. Bu şu ifade için
gereklidir ki rü’yetullah yani Allah’ın görülmesi olayı O’nun yaratılmışlar
gibi herhangi bir yönde veyahut maddesel bir formda temaşa edilmesi anlamına
gelmeyecektir. Bilakis Allah’ın rü’yeti beşerî anlamdaki gibi gözlerin
sınırlılıklarıyla tahdit edilmeyecektir. Bu sebeple İmam görme eyleminin bir
şekilde gerçekleşeceğini söylemiş fakat bu olayın nasıl olduğunun yani
keyfiyetinin tam olarak bilinemeyeceğini söylemiştir. Binaenaleyh “nazar”
eylemi, yaratıcının kudreti dolayısıyla ve kulun âhiretteki farklı bir formda
oluşu sayesinde imkân dâhilindedir demiştir.
Eşʻarî’nin
rü’yetullah yorumunun eserlerinde yapılacak incelemelerle Muʻtezile ekolüne
karşı geliştirdiği argümanlarla şekillendiği görülecektir. Muʻtezile, Allah’ın
görülmesini aklen imkânsız saymış ve kendi görüşlerini şu şekilde delillendirmişlerdir.
Onlara
göre Allah’ı görmek, görme yetisin bir gereği olarak Allah’ın bir mekânda
bulunmasını ve maddi bir varlık olmasını gerektirmektedir. Bu sebeple gözle
görmek yalnızca görülen şeyin bir cisim olmasını durumunda mümkündür. Yani
nazar manzarayı iktiza ettirir argümanı gereği görülen cismani bir varlığa
sahip şey olmalıdır. Allah ise cismani bir varlık olmadığı için rü’yeti imkân dâhilinde
değildir. Eşʻarî ise onların bu görüşlerine şu şekilde cevap vermektedir. Rü’yetullah
onların tevillerinde olduğu gibi görülen şeyin bir cisim olmasını yani O’nun
bir zaman ve zeminde bulunmasını gerektirmez.
Âhiret
şartlarının farklı olması görüşü ile Eşʻarî, Muʻtezile’nin iddia ettiği üzere
fiziksel ilkeler ile dünya da rü’yetin olamadığı gibi âhirette de olmayışı
doğru değildir. Zira âhirette bu kurallar geçerli olmayacaktır. Bu sebeple âhirette
rü’yetullah’ı muhal kılan akli bir unsur olmayacaktır.
Görme
ile ihatanın farkı bahsinde Eşʻarî, O’nu görmenin, Allah’ı tamamen idrak etmek manasına
yorumlanmadığını vurgulamıştır. İmam bu farkı şu şekilde açıklamıştır. Rü’yet, Allah’ı
olduğu gibi ihata etmek demek değildir. İnsanlar Allah’ı görecektir fakat bu
görme ameliyesi O’nun zatını tamamıyla kavrayacak ve kapsayacak nitelikte bir
görme kesinlikle değildir.
Ezcümle
Eşʻarî’ye göre Allah’ın âhirette kendisine inananları tarafından bir lütfu
gereği görülmesi, İslam itikadının önemli bir cüzüdür. Bu yorum hem nasslara
müstenittir hem de akli istidlalle delillendirilmiştir. Fakat alim, bu rü’yetin
mahiyetini tahdit etmemekte ve dahi Allah’ın zat ve sıfatlarına karşın insan idrakinin
gayet sınırlı ve dar olduğunu belirtmektedir. Eşʻarî’nin bu fikirleri, kendisinden
sonra gelen Ehl-i Sünnet uleması tarafından da kabul görmüş ve genelde İslam düşüncesinde
özelde Kelâm ilmi dahilinde böylece kendisine haklı bir yer edinmiştir.
Kaynakça
Arslan,
Hulusi̇. “Ahlâkî Değerleri̇n Nesnelli̇ği̇ Ve Öznelli̇ği̇ Açısından Mu’tezi̇le
Ve El-Eşʻarîli̇k”. Hikmet Yurdu Dusunce-Yorum Sosyal Bilimler Arastırma
Dergisi 9/17 (01 Ocak 2016), 9-9.
https://doi.org/10.17540/hikmet.20161715433
Aslan, Abdülgaffar.
“Eş’ari̇ Kelâm Ekolünde Bi̇lgi̇ni̇n Kaynağı Olarak Haber”. Tabula Rasa:
Felsefe-Teoloji 1/65-79 (2001), 1.
Çelebi̇, İlyas. “El-Lüma‘”.
TDV İslâm Ansiklopedisi. Erişim 20 Ocak 2025.
https://islamansiklopedisi.org.tr/el-luma--esari
EşʻarîEbü’l-Hasan El-.
el-İbâne ʻan usûli’d-diyâne. Kahire, 1987.
EşʻarîEbü’l-Hasan El-.
el-Lümaʻ fi’r-red ʻalâ ehli’z-zeyġ ve’l-bida. Kahire, 1975.
Emrullah Yüksel. “El-İbâne”.
TDV İslâm Ansiklopedisi. Erişim 20 Ocak 2025.
https://islamansiklopedisi.org.tr/el-ibane
Eş’ari. “Eş’ari Kelâmı
el-Lüma’ fi’r-red ala ehli’z-zeyg ve’l-bida’”. çev. Hikmet Yağlı Mavil. 152 s.
İstanbul: İz Yayıncılık, 2016.
https://katalog.isam.org.tr/yordam?p=1&q=*&alan=tum_txt&demirbas=243495
Fettâh İrfan
Abdülhamîd. “El-Eşʻarî, Ebü’l-Hasan - Tdv İslâm Ansiklopedisi”. Erişim 18 Ocak
2025. https://islamansiklopedisi.org.tr/esari-ebul-hasan
Fidanboy, Ömer.
“Ebu’l-Hasan El-El-Eşʻarî Ve Ebû Ali̇ El-Cübbâî’ye Göre Nübüvveti̇n İmkân Ve
Gerekli̇li̇ği̇”. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 19/1
(ts.), 197-226.
Galip Türcan. “Eş’ari
ve Eş’ari̇’ni̇n İman Tanımı”. Tabula Rasa: Felsefe-Teoloji 8 (2003),
281-298.
Hourani, George F. “El-Eşʻarî”.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 14-15 (ts.),
359-366.
Karaman Fikret (ed.).
Dini Kavramlar Sözlüğü. Diyanet İşleri Başkanlığı, 2006.
https://katalog.isam.org.tr/yordam?p=1&q=*&alan=tum_txt&demirbas=171423
Keskin, Halife.
“Eş’ari’nin Allah’ın Varlığı ve Sıfatları Hakkında Kullandığı Bazı Argümanların
Değerlendirilmesi”. Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2
(2003), 1-15.
Mehmet Dağ. “El-Eşʻarî
Kelâmında Bilgi Problemi”. İslâm İlimleri Enstitüsü Dergisi [Ankara
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi] 4 (1980), s. 97-114.
Onat Hasan.
“Makālâtü’l-İslâmi̇yyîn”. TDV İslâm Ansiklopedisi. Erişim 20 Ocak 2025.
https://islamansiklopedisi.org.tr/makalatul-islamiyyin
el-İbane ve usulü
Ehli’s-sünnet: (Eş’ari akaidi). çev. Ramazan Biçer.
Gelenek Yayıncılık, 2010.
https://katalog.isam.org.tr/yordam?p=1&q=*&alan=tum_txt&demirbas=127504
Serdar Murat, Işık
Harun. Sistemaktik Kelâm. 2 Cilt. Kimlik Yayınları, 2021.
Tehânevî. Bilim ve
Sanat Terimleri Ansiklopedisi. 4 Cilt. KetebeYayınları, 2024.
Tehânevî. Keşşâfü
Istılâhâti’l-Fünûn Ve’l-Ulûm. ed. Refîk el-Acem. 4 Cilt. Lübnan: Mektebetü
Lübnan, 1996.
Topaloğlu Bekir,
Çelebi̇ İlyas. Kelâm Terimleri Sözlüğü. Türkiye Diyanet Vakfı İslam
Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010. https://katalog.isam.org.tr/yordam?p=1&q=*&alan=tum_txt&demirbas=154821
Yağlı Mavil, Hikmet. Eş’ari.
Diyanet İşleri Başkanlığı, 2017.
https://katalog.isam.org.tr/yordam?p=1&q=*&alan=tum_txt&demirbas=256502
Yar Erkan. “Eşʻar’i
ve Metodolojisi”. Fırat Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi 10/21
(2005).
Yar Erkan. “Eşʻar’in
Teolojik Görüşleri”. Fırat Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi 11/15
(2006).
Yazıcıoğlu, Mustafa
Sait. “El-Eşʻarî’nin Hayatı”. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi,
457-476.
Yeşi̇lyurt Temel.
“Rü’yetullah - Tdv İslâm Ansiklopedisi”. Erişim 18 Ocak 2025.
https://islamansiklopedisi.org.tr/ruyetullah
“Kur’an-ı Keri̇m |
166. Sayfa | A’râf Sûresi | Meal - Kuran Yolu”. Erişim 20 Ocak 2025.
https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-2/araf-sûresi-7/âyet-143/kuran-yolu-meali-5
“Kur’an-ı Keri̇m |
577. Sayfa | Kıyâmet Sûresi | Meal - Kuran Yolu”. Erişim 20 Ocak 2025.
https://kuran.diyanet.gov.tr/mushaf/kuran-meal-2/kiyamet-sûresi-75/âyet-20/kuran-yolu-meali-5
Yazma Eserler Kurumu
Başkanlığı. “Makâlâtü’l-İslâmi̇yyîn”. Erişim 20 Ocak 2025.
http://ekitap.yek.gov.tr/urun/makalatu’l-islamiyyin_700.aspx?CatId=270
[1]Fettâh İrfan Abdülhamîd, “Eş‘arî, Ebü’l-Hasan - TDV İslâm Ansiklopedisi” (Erişim 18 Ocak 2025).
[2]Yazıcıoğlu, Mustafa Sait, “Eş’arî’nin Hayatı”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, (ts.), 457-476.
[3]İrfan Abdülhamîd Fettâh, “Eş‘arî, Ebü’l-Hasan - TDV İslâm Ansiklopedisi”
[4]Galip Türcan, “Eş’ari ve Eşʻari̇’ni̇n İman Tanımı”, Tabula Rasa: Felsefe-Teoloji 8 (2003), 281-298.
[5]Hikmet Yağlı Mavil, Eşʻarî (Diyanet İşleri Başkanlığı, 2017).
[6]Eş’ari, “Eş’ari kelamı el-Lüma’ fi’r-red ala ehli’z-zeyg ve’l-bida’”, çev. Hikmet Yağlı Mavil (İstanbul: İz Yayıncılık, 2016), 152 s.
[7]Yazıcıoğlu, Mustafa Sait, “Eş’arî’nin Hayatı”.
[8]Hourani, George F., “Eş’arî”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 14-15 (ts.), 359-366.
[9]Eş’ari, “Eşʻari kelamı el-Lüma’ fi’r-red ala ehli’z-zeyg ve’l-bida’”.
[10]Fettâh İrfan Abdülhamîd, “Eş‘arî, Ebü’l-Hasan - Tdv İslâm Ansiklopedisi”.
[11]Galip Türcan, “Eşʻari ve Eşʻari̇’ni̇n İman Tanımı”.
[12]Fettâh İrfan Abdülhamîd, “Eş‘arî, Ebü’l-Hasan - Tdv İslâm Ansiklopedisi”.
[13]Yar Erkan, “Eşʻar’i ve Metodolojisi”, Fırat Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi 10/21 (2005).
[14]Mehmet Dağ, “Eş’arî Kelâmında Bilgi Problemi”, İslâm İlimleri Enstitüsü Dergisi [Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi] 4 (1980), s. 97-114.
[15]Aslan, Abdülgaffar, “Eş’ari̇ Kelam Ekolünde Bi̇lgi̇ni̇n Kaynağı Olarak Haber”, Tabula Rasa: Felsefe-Teoloji 1/65-79 (2001), 1.
[16]Hikmet Yağlı Mavil, “Eş’ari”, Eş’ari (Diyanet İşleri Başkanlığı, 2017)
[17]Keskin, Halife, “Eş’ari’nin Allah’ın Varlığı ve Sıfatları Hakkında Kullandığı Bazı Argümanların Değerlendirilmesi”, Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2 (2003), 1-15.
[18]Yar Erkan, “Eşʻar’in Teolojik Görüşleri”, Fırat Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi 11/15 (2006).
[19]Hulusi̇ Arslan, “Ahlâkî Değerleri̇n Nesnelli̇ği̇ Ve Öznelli̇ği̇ Açışından Mutezi̇le Ve Eş arîli̇k”, Hikmet Yurdu Düşünce-Yorum Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi 9/17 (01 Ocak 2016), 9-9.
[20]Fidanboy, Ömer, “Ebu’l-Hasan El-Eş’arî Ve Ebû Ali̇ El-Cübbâî’ye Göre Nübüvvetin İmkân Ve Gerekliliği̇”, Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 1 (ts.), 197-226.
[21]Yağlı Mavil, Eş’ari.
[22]Galip Türcan, “Eş’ari ve Eş’ari̇’ni̇n İman Tanımı”.
[23]Fettâh İrfan Abdülhamîd, “Eş‘arî, Ebü’l-Hasan - Tdv İslâm Ansiklopedisi”.
[24]Onat Hasan, “Makālâtü’l-İslâmi̇yyîn”, TDV İslâm Ansiklopedisi (Erişim 20 Ocak 2025).
[25]“Makâlâtü’l-İslâmi̇yyîn”, Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı (Erişim 20 Ocak 2025).
[26]Emrullah Yüksel, “El-İbâne”, TDV İslâm Ansiklopedisi (Erişim 20 Ocak 2025).
[27]Eş’ari, “Eş’ari kelamı el-Lüma’ fi’r-red ala ehli’z-zeyg ve’l-bida’”.
[28]Fettâh İrfan Abdülhamîd, “Eş‘arî, Ebü’l-Hasan - Tdv İslâm Ansiklopedisi”.
[29]Fettâh İrfan Abdülhamîd, “Eş‘arî, Ebü’l-Hasan - Tdv İslâm Ansiklopedisi”.
[30]Karaman Fikret (ed.), Dini Kavramlar Sözlüğü (Diyanet İşleri Başkanlığı, 2006).
[31]YeşilyurtTemel, “Rü’yetullah - Tdv İslâm Ansiklopedisi” (Erişim 18 Ocak 2025).
[32]Topaloğlu Bekir, Çelebi̇ İlyas, Kelam Terimleri Sözlüğü (Türkiye Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM), 2010).
[33]Serdar Murat, Işık Harun, Sistemaktik Kelam (Kimlik Yayınları, 2021).
[34]Topaloğlu Bekir, Çelebi̇ İlyas, Kelam Terimleri Sözlüğü.
[35]Karaman Fikret, Dini Kavramlar Sözlüğü.
[36]Topaloğlu Bekir, Çelebi̇ İlyas, Kelam Terimleri Sözlüğü.
[37]Tehânevî, Keşşâfü Istılâhâti’l-Fünûn Ve’l-Ulûm, ed. Refîk el-Acem (Lübnan: Mektebetü Lübnan, 1996).
[38]Tehânevî, Bilim ve Sanat Terimleri Ansiklopedisi (KetebeYayınları, 2024).
[39]Karaman Fikret, Dini Kavramlar Sözlüğü.
[40]Ebü’l-Hasan Eş‘arî, el-Lümaʻ fi’r-red ʻalâ ehli’z-zeyġ ve’l-bida (Kahire, 1975).
[41]Emrullah Yüksel, “El-İbâne”.
[42]El-İbane ve usulü Ehli’s-sünnet. s.33
[43]Eş’ari, “Eş’ari kelamı el-Lüma’ fi’r-red ala ehli’z-zeyg ve’l-bida’”. 78.
[44]“Kur’an-ı Kerim | 577. Sayfa | Kıyâmet Sûresi | Meal - Kuran Yolu” (Erişim 20 Ocak 2025).
[45]“Kur’an-ı Kerim | 166. Sayfa | A’râf Sûresi | Meal - Kuran Yolu” (Erişim 20 Ocak 2025).
[46] Buhârî, Tevhid, 24; Müslim, İman, 299

Yorumlar
Yorum Gönder