Günümüzün tüm iğfal ve zehabı arasında doğru, iyi ve güzeli bulmamız biraz daha zorlaşmış durumda. Eskilerin/Kudemanın, bulmanın/ulaşmanın mümkün olmadığı ve azlığından dert yakındıkları hususlar bizler için artık hem an mesabesinde hem de yeterince bol bir konumdadır. Vakıa böyle olunca insan başta ister nicel ister nitel hemen olumlu düşünüyor; bilgi ve dolayısıyla ilginin müspet manada arttığını düşünüyor. Lakin gerçek neredeyse bunun tam tersi. Doğru, iyi ve güzele erişmek artık samanlıkta iğne aramak gibi. Eskilerin ulaşım ve azlığından şikayetçi oldukları şeyler şu an kaybolmuş durumda. Elbette bilgi ve edinilmesi bambaşka bir yazının konusu fakat burada biz hafızamıza değil idrakimize konu olması adına bir olayı başka bir kavram üzerinden hatırlatmak istiyoruz. Zaman-mekân olarak asr-ı saadetin ilk yıllarında Mekke’yi, kavram olarak ise “hidayet” üzerinde duracağız. Hz. Fâtıma Ebû Cehil ile Ebû Süfyân ve Andelib-i zi-şan Efendimiz Hz. Muhammed’in (s) y...
İnsan- olmak ve insan- kalmak o denli büyük bir vazifedir ki acaba kaç kişi bu güç görevi yerine getirebiliyor? Cahil ve zalim olarak emaneti yüklenmiş beşer acaba olmak ve kalmak arasında insanlık serüveni üzerine hiç düşünmez mi? Hiç muhakeme etmez mi? İnsan- olmanın kaydı neyi doğuracaktır ki o şeyle taltif ya da tecziye ile muhatap olacak, insan- kalmanın nasıl bir önemi var ki ona binaen esfel ve eşref arasında bir mertebeye konu kılınacaktır? İnsan nasıl bir duyuş ve idrak ile olmak ve kalmak fıkhına erebilecektir? Ezcümle insan- olmak ve insan- kalmak hangi eylem ile “ölçüde” tutulacaktır? İşte önceki yazılarımızda Vicdan ve Tevbe üzerinden sürdürdüğümüz insanın anlam sorgusuna bu defa, insanın bizatihi, “çekileceği hesabı” üzerinden bir kovuşturmayla devam edeceğiz. İnsanı, yaptıkları ile eninde sonunda -o unuttuğu- hesaba çekileceği mahkemeye taşımak istiyoruz. Bu vesile ile kadim bir anlatı üzerinden insanı konumlandırıp ardından konuya mutabık ...
Saniyen tevbe k’odur canib-i Mevla'ya rücu Eyleyüp cümle ma'asiyi özünden zayi Elest bezminde edindiği özgürlük ile külfet bulan insan, hayat macerasına, kendisine sunulan yollardan/tercihlerden bazılarını seçerek bazılarından vazgeçerek kurduğu yaşamı [1] ile devam eder. Kimi zaman düşüş ve yükseliş kimi zaman gel-git ve kimi zaman da sağ-sol yaparak çağımızın getirdiği tüm engin ve içgin ilgi ve bilgilerle sergüzeştini yaşamında kendisi kurgular. Çevre ve yaratılış/hilkat ile kendisinde bir şuur/bilinç hali olarak bulduğu genetik ve mimetik kodları ile kişi, içinde/etrafında, var-olduğu durumu yine kendi benliğinde hakikatini aktüelleştirmeye ve kendisine bahşedilen programlama/ emr aracılığı ile uygulamaya müteallik olarak ömrünü kurar. Bunun akabinde inşa ettiği her bir kurgusu onun için akıbetinde/ahirinde hesaba rast gelecek ve bütün söz, tavır ve davranışlarından mahkemeye tutulacaktır. Bunu her dini yapının/izimin düşünce çerçevesinde g...
Yorumlar
Yorum Gönder