"Aklın İtibarı: Dinî Düşüncede Aklın Meşruiyeti Üzerine Bir İnceleme”
Kişi, insan olduğunun farkına nasıl varır? Onu diğer canlılardan ayıran temel özellik nedir? Bu tür sorulara verilen en yaygın cevap, insan olmanın zorunlu şartı olarak kabul edilen akıldır. Akıl, çağlar boyunca hem dinî hem de müspet ilimler çerçevesinde üzerine en çok düşünülen yetilerden biri olmuştur. Nitekim bu iki alanın sunduğu veriler birlikte değerlendirildiğinde görülür ki akıl, insanlık muktezası olarak merkezi bir konuma sahiptir. Beşerin insaniyet kesbetmesinde en mühim âmillerden biri olarak telakki edilmiştir.
Nitekim insanın mükellef bir varlık olarak kabul edilebilmesi, onun nazar ve istidlâl kudretine sahip olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Akıl, bu bağlamda yalnızca bilmenin değil, doğruyu yanlıştan; iyiyi kötüden ayırt etmenin de imkânını sağlayan temel ilkedir. Dolayısıyla aklın devre dışı bırakıldığı bir tasavvurda ne ahlâkî sorumluluktan ne de dinî tekliften söz etmek mümkündür.
Tarih boyunca akıl üzerine farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Kimi çevreler nezdinde önemsiz bir yeti olarak görülürken, kimi bilginler için en kıymetli hazine olarak addedilmiştir. Biz ise bu yazıda söz konusu tartışmaların tafsilatına girmeksizin, akıl üzerine mutlak manada bir fikir teatisinde bulunmayı hedefliyoruz.
Her çağda kendisine dair tartışmaların odağında yer alan akıl, günümüzde de benzer münazaralara konu olmaktadır. Ancak dikkat çekici olan, bu tartışmaların bir kısmında dile getirilen görüşlerin son derece problemli bir mahiyet arz etmesidir. Özellikle İslam dini adına konuştuğunu iddia eden bazı çevrelerin akıl hakkında serdettikleri tutarsız ve mesnetsiz ifadeler, modern iletişim araçlarının da etkisiyle geniş kitleleri yanıltan bir boyuta ulaşmıştır. Oysa akletmenin Kur’an’da açıkça teşvik edilen bir ilke olduğu ve İslam düşünce geleneğinde pek çok büyük âlim tarafından temellendirildiği izahtan varestedir.
Buna rağmen akıl, kimi zaman farklı gerekçeler ileri sürülerek değersizleştirilmeye çalışılmaktadır. Bu yaklaşımlar incelendiğinde, aklın doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırt etme fonksiyonunun bizzat eleştiri konusu yapıldığı görülmektedir. Bu tavrın arka planını anlamak için tarihsel bazı örneklere bakmak aydınlatıcı olabilir.
Nitekim Hasan Sabbah, marifetullah konusunu ele aldığı Fusûlü’l-Erba‘a adlı eserinde meseleyi dört bölümde incelemiştir. Eserin ilk bölümünde Allah’ın akılla bilinemeyeceğini ileri sürerken, ikinci bölümde bu bilginin ancak bir “muallim” vasıtasıyla elde edilebileceğini savunur. Bu yaklaşım, dolaylı olarak bireysel akıl yürütmeyi değersizleştiren ve ilmi faaliyeti sınırlandıran bir anlayışı beraberinde getirmektedir.
Günümüzde bazı dinî çevrelerin akıl ve düşünme üzerine sarf ettikleri sözler dikkate alındığında, bu yaklaşım ile belirli benzerlikler taşıdığı görülmektedir. Ancak dikkatli bir analiz, bu benzerliğin yalnızca akıl meselesiyle sınırlı kalmadığını, daha geniş bir düşünce çerçevesine sirayet ettiğini ortaya koyar. Oysa Ehl-i Sünnet uleması, akla açık bir şekilde değer atfetmiştir. Nitekim âyet ve hadislerde akletmeye yönelik bu denli teşvik ve emir bulunurken, bunun aksini iddia etmek ciddi bir tutarsızlık teşkil eder.
Bugün akla ve akletme fiiline karşı menfi bir tutum sergileyen yaklaşımlar, çoğu zaman kendi doktrinlerinin sorgulanmasını engelleme gayesi taşımaktadır. Zira akıl, doğruyu yanlıştan ayırt etme gücüyle bu tür yapıların en büyük meydan okuyucusudur. Bu sebeple, itibarsızlaştırılmak istenmektedir. Oysa akıl, ilahi hikmetin bir tecellisi olarak insana temyiz kudreti kazandıran temel bir lütuftur.
Bu noktada İmam Mâtürîdî’nin yaklaşımı son derece dikkat çekicidir. Kitâbü’t-Tevhîd adlı eserinin daha başında aklı ele alan Mâtürîdî, onu temel bilgi kaynaklarından biri olarak kabul eder. Eserinin çeşitli yerlerinde akla atıflarda bulunarak, akletme eylemini insan varoluşunun vazgeçilmez bir unsuru olarak konumlandırır.
Netice itibarıyla akıl, insanı insan kılan en temel vasıflardan biri olup, onu değersizleştirmeye yönelik her yaklaşım, hem dinî hem de fennî zeminde ciddi problemler barındırmaktadır.
Allah bizlere aklı; hakikati bulma yolunda kullanabilmeyi ve onu yanlış yollarda istimal edenlerden uzak durabilmeyi nasip etsin. Âmin.

Yorumlar
Yorum Gönder