Kayıp!

 

"Kaybetmek" bir farkındalık meselesi aslen. Bir şeyin yokluğunun -duruma göre görünmemesinin de denebilir-  ayırdına varmaktır. Şunu kastediyorum; insan eğer kaybettiğini fark etmişse, kaybetmiştir. Şayet böyle bir farkındalık yaşamıyorsa kaybetmiş diyemeyiz. Çünkü bu durum kaybetmek ifadesi ile doldurulamayacak kadar derin bir "boşluktur".

Cehalet kelimesi bu vakıa için örnek olarak verilebilir. Nitekim cehalet yeri ve zamanı geldiğinde bilgi ile eyleyememektir aslında. Bu yüzdendir ki o toplumun belki de en bilgini olan Amr b. Hişâm, işbu vaziyeti ile sonradan Ebû Cehil künyesini almıştır. Bilgisiz olduğu için değil, yanlış şeyleri ilmiklediği için. Zira insan ne'ler ile diğer ne-olanlar arasında kurduğu o örgülerle yani "ilmiklerle" bilgisini kurar. Nihayetinde dillerin en güzeli Türkçemiz de bilgi kelimesi "il-" kökü ile kayıtlıdır.  Yani örmek, ilmek ilmek işlemekle anlatılmaktadır. İnsan ne(i)s(e)nelerden dolayımla bir zihin sürecine girişir.  Nesneler hakkında ilgisi ile "bilgisini" inşa eder. İşte o ilgisi/alakası doğru olduğu kadar bilgisi ve dolayısıyla inancı da doğru olacaktır. 

Konunun başına değinmek istediğim noktaya gelirsek, insan ilgisini doğru kurarsa bilgisini inşa edecektir ve bu doğrultuda inancı sahih olacaktır. O insan için artık kayıp söz konusu bile değildir. Çünkü kişioğlu tüm bu düşünsel yolculuğu ile gerçeği kayıt altına alacak ve hayat sahibi olacak, akabinde kaybı da kazancı da o sürece dâhil edecektir. Fakat bu anlama eylemi içerisinde olmayan zihinler için bırakın kazancı, kayıptan bile söz edemeyiz. Farkında bile olmadığı bir mefhumdur. Aynı cahil gibi, Ebû Cehil gibi.

Allah bizi kazanma kuşağında kaybedenlerden eylemesin!

Rızasını kazananlardan eylesin.

Amin!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tövbe; İnsan Olabilmekte Anahtar Kavram

Hakka kötürüm olmak I

"His" | İnsanlık Tümcesi