Kayıtlar

Temmuz, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yalancı Paradoksundan İfadenin Ontolojisine: "Doğruluk İddiası, Tanıklık ve Gerçekliğin Kuruluşu"

Resim
Bir mahkeme salonu düşünün. Salon sessizdir. Hâkim kürsüde, taraflar yerlerinde beklemektedir. Nihayet tanık içeri alınır. Kimliği tespit edilir ve doğruyu söyleyeceğine dair yemin ettirilir. Hâkim ilk sorusunu sorar: — Gördüklerinizi anlatınız. Tanık birkaç saniye susar. Ardından sakin bir sesle şu cümleyi kurar: "Şu anda söylemekte olduğum tanıklık yalandır." Salon bir anda sessizliğe gömülür. Eğer tanık doğru söylüyorsa, tanıklığı yalandır. Eğer yalan söylüyorsa, o hâlde tanıklığı doğru olabilir. Hâkim hangi cümleyi esas alacaktır? Kâtip hangi ifadeyi tutanağa geçirecektir? Hukuk, doğruluğunu kendi içinde tüketen böyle bir söz karşısında ne yapacaktır? İlk bakışta bu yalnızca mantığın çözmeye çalıştığı bir paradoks gibi görünür. Oysa belki de asıl problem başka bir yerdedir. Çünkü tanığın sözünün doğru ya da yanlış olduğuna karar vermeden önce, tartışmasız bir şey olmuştur: O söz söylenmiştir. İşte bu yazı, tam da bu "olmuş olma" hâlinin peşine düşmek...