Hakka Kötürüm Olmak II; "Sıdk ve Kizb Arasında Kaybolan Hakikat"
“İnsanları kandırmak, onları kandırıldıklarına inandırmaktan çok daha kolaydır.”
— Mark Twain
Gerçek, ne olursa olsun, aslı üzere ifade edilmediğinde artık hakikat olmaktan çıkar ve yalana inkılâp eder. Nitekim İslâm düşüncesinde kizb kavramı, sözün vakıaya mutabık olmamasını ifade eder. Bunun mukabili olan sıdk ise sözün hakikate uygunluğunu ve gerçeğin olduğu hâliyle dile getirilmesini ifade eder. Dilimizde doğruluk olarak karşılık bulan bu kavram, yalnızca bir ahlâk ilkesi değil, aynı zamanda ontolojik bir duruşun adıdır.
Mukaddes kitabımız Kur’ân’da doğruluk kavramının sıkça zikredilmesi bu sebepledir. Birçok yerde geçen “eğer sadık iseniz” hitabı, insanın söz ile hakikat arasındaki bağını test eden bir ölçü gibidir. Zira sıdk yalnızca dilin doğruluğu değildir; niyetin, bilginin ve fiilin de hakikatle uyum içinde olmasını gerektirir. Bu bakımdan doğruluk, insanın iç dünyası ile dış dünyası arasındaki ahengin adıdır.
İslâm düşüncesinde insanın yeryüzündeki konumu hilâfet kavramı ile ifade edilir. Bu hilâfet, yalnızca bir üstünlük değil; aynı zamanda hakikati bilme ve onu muhafaza etme sorumluluğudur. Dolayısıyla insanın beşeriyet mertebesinden yükselerek bu sorumluluğu idrak edebilmesi, hakikatle kurduğu ilişkiye bağlıdır. Hakikati idrak eden ve ona uygun söz söyleyen kişi sıdk ehli olur; hakikati çarpıtan ya da gizleyen ise kizbe düşer.
Ne var ki hakikat, olduğu gibi anlaşılmadığında ve dile getirilmediğinde zamanla silikleşir. Vakıa ile söz arasındaki bağ kopunca insanın idraki de bulanır. İşte bu noktada sapma başlar. Çünkü insan hakikati kaybettiğinde yalnızca doğruyu değil, doğruyu ölçebileceği ölçüyü de kaybetmiş olur.
Bugün çoğu zaman hakikatin yalanların arasında kaybolduğundan söz edilir. Nitekim Mark Twain’in işaret ettiği üzere insanları kandırmak kolaydır; fakat asıl güç olan, onların kandırıldıklarını fark etmelerini sağlamaktır. Bunun sebebi çoğu zaman psikolojik değil, ontolojiktir: Hakikat ağırdır ve çoğu insan onu taşımak istemez. Bu yüzden insan bazen gerçeği değil, gerçeğin yerine ikame edilmiş rahatlatıcı anlatıları tercih eder.
Vaziyet böyle olunca hakikati dile getirmek, köre etrafı tarif etmeye benzer bir hâl alır. Çünkü hakikat ancak onu görmek isteyen için anlamlıdır. Nihayetinde kişinin elinde kalan şey, hakikati muhafaza etmek ve sıdk üzere kalmaya gayret etmektir. Zira hakikatin kaybolduğu bir dünyada doğruluk yalnızca bir erdem değil, aynı zamanda bir direniştir.

Teşekkür ederim Rıdvan
YanıtlaSil